27/8/2007

yağmur

                                       

  Yağmur yağıyor.Ve yere düşen her bir damlanın çıkardığı hoş ve tatlı ses, beynimin en ücra köşelerine kadar işliyor, kalbimin taşlaşmaya yüz tutan noktalarına serpiyorum.Sonsuzluğa dalmanın hazırlığı içinde   bir an gözlerimi kapıyorum.Gözlerimi açtığımda pencerenin kenerında, karşı  binanın çatısında kanatlarını açmış, yağan yağmurla duş yapan bir kuşla karşılaşıyorum.Daha da artan sağanak yağmura  aldırış etmiyorum.İçimde bir an bir inkılap doğuyor.

 

  Delicesine yağan yağmurun altında koşmak.Kime mi, neye mi, niçin mi?Hiç düşünmeden yokluğa meçhule..Nasıl ulaşacağımı bilmediğim özgürlük sevdası için.Dalgalarıyla  sahillleri döven deniz kadar sebepsiz..

 

                        Fakat bir anlık.

  Karşı binanın duvarlarına senelerin tozları dökülmüş.Her zaman münzevileşen, her zaman ölüme daha da yaklaşan bu bina.Yağmur bu taoları yıkamak silmek istiyor.Oda biliyor bunun imkansız olduğunu ama bir çaba.Belki de bir sevda.O da biliyor Ferhat' ın dağları deldiğinin koca bir yalan olduğunu!

 

  Yağ yağmur yağ! Gönül ister ki hiç durma.Fakat her aşkın bir bitişi, her fırtınanın bir dinişi, her mumun bir sönüşü olduğu gibi sende bizi bırakacaksın.Dirilttiğin anılar yeniden cesetleşecek.

 

   Özgürlükmüş, sevgiymiş, aşkmış.Sensiz hiç bir anlamı yok bunların.

 

                        Hepsi sana muhtaç.Ben bile...

 

19/8/2007

Sevgilerde

         

   Sevgileri yarınlara bıraktınız

   Çekingen, tutuk, saygılı

   Bütün yakınlartnız sizi

   Yanlış yanıdı..

 

   Bitmayan işler yüzünden

   (SİZ BÖYLE OLSUN İSTEMEZDİNİZ)

  Bir bakış bile yeterken anlatmaya herşeyi

   Kalbinizi dolduran duygular

  Kalbinizde kaldı.

 

  Siz geniş zamanlar umuyordunuz

  Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.

  Yılların telaşlarla bu kadar çabuk geçeceği

  Aklınıza gelmezdi.

 

  Gizli bahçenizde

  Açan çiçekler vardı

  Gecelerde ve yalnız.

  Vermeye az buldunuz

  yahut vakti olmadı.

 

 

 

8/8/2007

Karşı Kıyıda Özgürlük

                     

Özgürlüğün tanımı kadar kanatlı mıydı hayali?

Çılgınca koşmak mıydı bu sonsuzluk özlemi?

Uçmak mıydı göklerde?

Aynadaki yüzü tanımak mıydı?

Kim bilir kimilerine göre terk edilmiş bir kaldırımda çığlık çığlığa ağlamaktı.

Bir kuru ekmeğin yanındaki peynirin hayali kadar küçük olabilir miydi özgürlük?

Yada bir çocuğun minik elleriyle sımsıkı tuttuğu uçan balonu kadar hafif miydi?

Kapıda bekleyen yetimin özlediği babası kadar güçlü müydü özgürlük?

Birkaç damla göz yaşına bedel miydi?Duvara asılmaktan öteye geçmeyen diplomalar kadar resmi miydi?

Yoksa bir annenin sıcacık duası kadar samimi olabilir miydi?

Neydi, kimdi ya da kime göre neydi özgürlük?!

Hiçlik miydi ve hiç olmak kadar nefes kesen miydi?

Sevmek miydi?

Sevgiyi hissetmek miydi?

Bir yoksulun bulduğu güzel bir yemek miydi?

Sıcak bir döşek miydi köprü altı çocuğunun hayellerindeki?

Kokusu burnunda tüten memleket kadar uzak mıydı?

Arka bahçeye bakan pencereden haykırmak mıydı geceye?

Neydi, kimdi ya da kime göre neydi özgürlük?!

Sessizlik kadar derin miydi?

Kanadı kırık bir kuşun ki kadar çaresizlik miydi?

Hesabı kolay dakikalar mıydı?

Nefsini elinde tutmtk mıydı?

Asfalt yollardaki hız denemesi miydi?

Yoksa günahlardan sıyrılmak mıydı?

Yalnızlık kadar soğuk muydu?

Bu kadar zor muydu, bu kadar tanımı yok muydu?

Neydi,kimdi ya da kime göre neydi özgürlük?!..

17/6/2007

SEN NERDESİN !!!!!

 

        

 

Caddeden sokaklara doğru sesler elendi

Pencereler kapandı, kapılar sürmelendi

Bir kömür dumanıyla tütsülendi akşamlar

Gurbete düşmüşlerin başına çöktü damlar

Son yolcunun gömüldü yolda son adımları

Bekçi sert bir vuruşla kırdı kaldırımları

Mezarda ölü gibi yalnız kaldım odamda

Yanan alnım duvarda sönen gözlerim camda

Yuvamı çiçekledim sen bir meleksin diye

Yollarını gözledim görüneceksin diye

Senin için kandiller tutuştu kendisinden

Resmine sürme çektim kandillerin isinden

Saksıda incilendi yapraklar senin için

Söylendi gelmez diye uzaklar senin için

Saatler saatleri vurdu çelik sesiyle

Saatler son gecemin geçti cenazesiyle

Nihayet ben ağlarken toprağın yüzü güldü

Sokaklardan caddye sesler döküldü...

                                       

9/5/2007

susmak güzeldir

        

                                         

Usulca sokulur derviş, gülün dibine… Susmak güzeldir.
Uzanır yalnız elleri pınara... Susmak güzeldir.
Dokunur bakışları sıdk ile -ezelî- bakışlarına… Susmak güzeldir.
Kirpiklerinde süzülür gün ışığı rengârenk… Susmak güzeldir.
Gözyaşı yükselir, pırıl pırıl aydınlanır gözleri acının… Susmak güzeldir.
Öfkeyle kıvrılan dudaklarına bir bûse kondurur rüzgâr… Susmak güzeldir.
Kervânlar, arabalar, trenler, uçaklar, bir şeyler alır götürür sevgiliyi; elleri asil, başı dimdik, ama yürek alev alev, bir kibrit çöpü gibi kıvrılır… Susmak güzeldir.
 
Yahya Kemal örnek kişilik tipi çizer. “Şarkın velî çehresi” diye anlatıp durduğu zâtı, câmi kürsüsünde görür bir gün... Hevesle kulak kabartır. Bozulur büyü… Susmak güzeldir.
Nice câzip duruşların, konuşma başlayınca dökülüverir yaldızları… İmaj ve asıl arasındaki dev aynasıdır mükâleme… Susmak güzeldir.
Öfkeyle üzerimize salınan kelimelere karşılık, hangi kelimeyi cepheye sürersen sür yenilecektir iz’an, kabaracaktır öfke... Susmak güzeldir.
Tesellî, birinin acısına söz ile ortak olmakmış Arapça’da; bir anlamı yokmuş acıyla kavrulan bir yürek için… Müsâvât imiş, o anda acısını dindirecek olan her neyse onu sunabilmek, onunla çare olabilmek, devâ bulmak... Bunun için, “Yâ Vâsî”, “Yâ Müvâsî” kıymetli yakarışlardır. Mavinin koyuya çaldığı anlarda… İnsanlar çok ilginç; acı çektiğimizi görürlerse anlamlı-anlamsız pek çok sözle teselliye kalkışırlar, acınızı içine gömüp ALLAH (c.c.) için susarsanız, canınızı acıtmak, illâ ki, bir feryat duymak için kanırtırlar bağrınızdaki hançeri… Susmak güzeldir.

21/4/2007

Hümeyra

                                                                                                                                                                                                                                              

                         

                                        

                                                                                    

Hümeyra                                                       
kına yakmasaydı annen
saçını yolarak taramasaydı       
dağı kızdıran sen değilsin, biliyorum
şimdi kül olan saçların
dağınık kalsaydı

Koş Hümeyra koş
suyu seyret şöyle uzaktan
son bir kez daha bak şöyle uzaktan
minnacık ellerini aç, gerdir bileklerini
serçekuş yüreğini bir ansıkıca tut
sonra, savur göğe kocaman dileklerini

Ölürken gözlerini görmemeliydim Hümeyra
yalvaran, suçlayan vuran
ben her saniye öldüm
sense ateşin koynunda, yaşıyorsun hala
şu iki azap meleği gibiduran
gözlerini çek üstümden

Yaşayacaktın, hayatı görecektin
görecektin denizi görecektin gemiyi
binecektin hüzne el sallayacaktın
soluk soluğa
savuşturmağa gelen seni

Başkalarının işlediği günahın
cezasını çekiyorsun Hümeyra
madem sefihlerle aynı gemiyi paylaşıyorsun


dur, deli çocuk, çırpınma boşuna
yere geciyorsun
yalvarışın o yüzden çarpıp geri dönüyor
göğün duvarına
o yüzden gelmiyor
melekler yanına


                                                                               

29/3/2007

bulutlar geliyor üstüme

 

Bulut Resimleri 2 

Bulutlar geliyor karşıdan koşarcasına; kararmış bulutlar, yanık bulutlar...
Gönlümden sel olup taşarcasına, gurbet yollarından dönmüş bulutlar...
Hüzünlerle çile yüklenmiş, umuttan yana sisli bulutlar.

Şafak vaktinde üç kere, beş kere öpüp, güllerden bir demet yapmıştım avuçlarımda.
Ne yazık ki ne söyleyebildim, ne de bir yol bulup gönderebildim sana.
Derdiğim güller yerlere düştü, sevincim mum alevi gibi söndü,
gül bahçesinden ayrıldığımda...
Baktım ki o an, çalı dikenli karanlık bir yoldu uzanan karşımda.
Hiç birşey düşünmeden saptım o yola...
Üstüm başım berbat, saçlarım darmandağınık,
pabuçlarım yırtık, ellerim kan içinde, yürüyordum usul usul zorluklarla.
Yorgundum, soluksuzlanmıştım.
Artık nice şeylerden geçmiştim, bir damla suydu isteğim...
Ne yazık ki bir çeşme bulup, içememiştim...
Sonbaharın rengi gibi, sapsarı çilelerle doluydu ömrümün kalan yolu.
Gönlümün kızaran semalarında;
yalnız bugün değil, dün de olduğu gibi,
sevdama kasteden tayfunlar esmekteydi.

Derdin bana "gelmek için binbir yol var",
var, tabi ki var, var da; töreler gibi engeller de var o yollarda...
Sen kış günümde açan, kardelenim bile olamazdın sevdaçiçeğim.
Oysa ben yaşların zehir olsa da, gözlerinden "çarem" der içerdim.
Duyar mısın feryatlarımı yağmur gözlüm?
Bu dünyada değil, öte tarafta da, biriciğim, tek eşim sensin, sen kalacaksın..
Ben sana gelemiyorken, derdiğim gülleri bile sana gönderemiyorken; kararmış,
çileler yüklü, umudu sönük, sisli bulutlar gelmekte üzerime, üzerime...
Her şeye rağmen, sen gene de sus, bekle beni...
Birşey deme, bozma hayallerini,
düşlerini de yitirme..
Ne birşey sor yazgıya, ne de söyle...
Sus sen, sen söyleme...

19/3/2007

bana biraz güler misin?

        

Merhaba gülen gözlü arkadaşım!


Dudağındaki tebessümü kaybetmemişsin daha. Ne güzel dünyaya gülen gözlerle bakabilmek ve insanlara tebessümler saçabilmek senin gibi.

Biliyorum, üzülüyorsun donuk gözlerle karşılaşınca... Ne yapalım arkadaşım! Herkes senin gibi olamaz... Aslında bütün insanlar senin gibi olmalı. Bilseler bir tebessümle neler yapabileceklerini. Bir çocuğun gözlerindeki ışıltıyı, bir tebessümle nasıl görebileceklerini, sıkıntılarla dolu bir insana nasıl dünyaları verebileceklerini bilseler... Gülen gözlerin buzları nasıl erittiğini, kalpleri nasıl birleştirdiğini bilseler, eminim onlar da senin gibi olmak isterlerdi Ve sevgi saçıyorsun gülen gözlerinle arkadaşım sıkıntılarla dolu bir insana, nasıl dünyaları verebileceklerini bilseler ve gülen gözlerin buzları nasıl erittiğini, kalpleri nasıl birleştirdiğini bilseler, eminim onlar da senin gibi olmak isterlerdi. Sevgi saçıyorsun gülen gözlerinle arkadaşım. Saf ve hiç beklentisi olmayan bir çocuk gibi...

Hayır arkadaşım! Sevgi,sadece sevgiliye duyulmaz. Sevgi evrenseldir Hiç kimse altın yığınları gibi kasasına kilitleyemez onu, Onun yeri kalplerdedir Onun yeri bir bahçıvanın ellerindedir, sevgi tohumları saçabilmek için... Evet,sevgi her yerdedir Yeter ki sen onu bulmak iste. Sevgiyi bulmak kolay, zor olan onu elinde tutabilmekte.

Unutma arkadaşım! Sevgiyi duyabilmekle de is bitmiyor. Sevgiyi göstermek de gerekiyor. Hayat kısa arkadaşım, bugün olan yarin yok! Sevgiyi göstermek beklemeye gelmez, yarin çok geç olabilir. Elindekini kaybetmeden kıymetini bilmeli. Simdi koş sevdiğinin yanına.. Önce ona gülen gözlerle sımsıcak bir gülümse ve "seni seviyorum" deyiver, içinden gelen en sıcak sesinle Bu senin gibi bütün canlılara karşı sonsuz bir sevgi duyan bir insan için hiç de zor değil.. Bu yalnızca, yüreğinin buz kapladığını zanneden insanlara biraz zor gelecekte. Ama onlar da senin gösterdiğin cesareti gösterdiklerinde, kalplerinde sevgi kıpırtılarını hissettiklerinde ve ağlamayı öğrendiklerinde, inan her şey onlar için ve bütün insanlar için daha güzel olacak.

Hayat çok kısa arkadaşım ve bu dünyadaki hiç bir şey kırılan kalplere değmez

18/3/2007

bebeklerin ulusu olmaz


                              

 

İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu 
Bebeklerin ulusu yok 
Başlarını tutuşları aynı 
Bakarken gözlerinde aynı merak 
Ağlarken aynı seslerin tonu 

 Bebekler çiçeği insanlığımızın 
Güllerin en hası, en goncası 
Sarışın bir ışık parçası kimi 
Kimi kapkara üzüm tanesi 

 Babalar çıkarmayın onları akıldan 
Analar koruyun bebeklerinizi 
Susturun susturun söyletmeyin  
Savaştan yıkımdan söz ederse biri 

Bırakalım sevdayla büyüsünler 
Serpilip gelişsinler fidan gibi 
Senin benim hiç kimsenin değil 
Bütün bir yeryüzünündür onlar 
Bütün insanlığın gözbebeği 

İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu 
Bebeklerin ulusu yok 
Bebekler, çiçeği insanlığımızın 
Ve geleceğimizin biricik umudu

Web Counter
Outdoors Clothing